Page 14 - aralik
P. 14

sirdergisi.com
                Aralık 2020 - Rebiülahir  1442




                   OCAĞIN TÜTTÜĞÜ ODA





                                                                         Mecbure İnal VELA
            Eskiden çok kalabalık bir aileydik biz. Köy-  İnsanımızın imkȃnları genişlemeye devam
          lerde,  beş,  bilemedin  altı  odalı  evlerde  ya-  etti.  İmkȃnlar  genişledikçe,  mekȃnlar  geniş-
          şardık. Nine dede, amca yenge, torun, çocuk   ledi.  Yakınlarımızla  aramıza  uzak  mesafeler
          çombalak hep bir aradaydık.             girmeye başladı. Eskiden bir göz odaya tüm
                                                  aile rahatlıkla, huzur ve mutlulukla sığarken,
            Her  ailenin,  kendine  has  bir  odası  vardı.   evlerimiz dublekslere triplekslere inkılap etti.
          Anne-baba ve evlatlar, o odaya sığardı. Gün-  Artık herkesin kendine ait bir odası vardı. Hat-
          düzler  dışarda  geçer,  gece  olunca  da,  yazın   ta  dört  kişilik  bazı  aileler,  dört  katlı  evlerde
          “hayat” adı verilen ortak buluşma noktasında   oturmaya başladı.
          bir araya gelinirdi. Kışın ise, “ocağın tüttüğü”
          oda hangisi ise, orada toplanılırdı.      Aynı  sofra  etrafında,  aynı  kaptan  yemek
                                                  yiyen insanlar tarihe karışmıştı. Aile fertleri,
            Sofralar  yer  sofrasıydı.  Üç  öğün,  sofranın   günün tek öğününde bile bir araya gelemiyor-
          ortasına kocaman, çukur bir kaba doldurulan   du genellikle.. Şimdi yemek mutfakta pişiyor,
          çorba oturtulur, sofranın etrafını çevreleyen   herkes kendi tabağına aldığı yemeğini odasın-
          herkes aynı tasa kaşık sallardı. Çorbaların tadı   da, ya bilgisayar, ya telefon, ya da televizyon
          da bir başkaydı o zamanlar!             başında yiyordu. Evde sofra bile kurulmuyor-
            Hepimize yetecek kaşığımız olmadığı için,   du. Kurulsa, etrafına toplanacak aile fertlerini
          bir de hepimiz sofraya sığmadığımız için, ye-  bulamıyordu.
          meği sırayla yerdik. Önce erkekler, sonra ço-  Bir  bireyselleşme,  bir  dünyevileşme  bizi
          cuklar, en sona da, cefakar ve vefakar kadın-  bizden almıştı. Biz bize yabancıydık artık.
          lar… Onlara yemek kaldıysa tabi…
                                                    Şımarmış mıydık biraz?
            Sonra  şehre  sevdalandık.  Göçünü  sırtına
          vuran  şehirde  aldı  soluğu.  Yine  de  bölünüp   Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de:
          parçalanmadık.  İki  kardeş,  bazen  üç  kardeş
          aynı daireyi paylaştık. Değişen bir şey yoktu.   “Şımarma! Allah şımaranları sevmez!” (Ka-
          Yine  her  ailenin,  çoluk  çocuğuyla  paylaştığı   sas, 76) buyurmuştu da, biz bu ayeti okuyun-
          tek göz odası vardı. Yine sofralar müşterek ku-  ca, Karun’a hitap ediyor, diye kendimizi muha-
          ruluyor, çorbalar aynı kaptan içiliyordu. Evin   tap tutmadık.
          çoluk çocuğu bir yana, köyden gelen yakın ak-  Şu  kainatta  kapladığımız  yere,  yeryüzün-
          rabalara da yer vardı o daracık evlerde. Nasıl-  deki hacmimize bakmadan, kendimizi bir şey
          da sığardık o evlere, nasıl da yatıp kalkardık!  zannetmeye başladık… Bize verilen nimetler,
            Zaman su gibi akıp geçti. Maddi imkȃnları-  hak  ettiğimiz  için  veriliyor  duygusuna  kapıl-
          mız gitgide fazlalaştı. Mülkiyeti bize ait evlerin   dık.  Dünyanın  merkezine  kendimizi,  şımarık
          sahibi olduk. Yine de, birbirimizden çok uzak-  bir çocuk gibi, istekleri hiç bitmeyen nefsimizi
          laşmadık.  Aynı  çatının  altında,  her  kardeşin   oturttuk. Her şeyden önce ben gelirim, ben
          birer dairesi oldu. Yine aynı binadaydık, yine   herkesten önemliyim hezeyanlarına kendimi-
          kuzenlerimizle her gün haşır neşirdik. Dışar-  zi inandırdık.
          dan arkadaş edinmeye pek ihtiyacımız yoktu.   En yakınlarımızla aramıza mesafeler girdi.
          Biz bize yetiyorduk ve bir arada öz kardeş gibi   Evlerimiz çok genişti lakin yüreklerimiz daral-
          büyüyorduk.                             mıştı. Bu yüzden, o geniş evlere anamızı ba-

      12
   9   10   11   12   13   14   15   16   17   18   19